Bugün yine Seyyit Ahmet Arvasi hocamızın başka bir yazısını dikkatlerinize sunuyorum:“Kültür emperyalizmine” ve “yabancılaşmalara” dönüşmemek şartı ile “içtimaî temaslar”, cemiyetin gelişmesi için zaruridir. Çünkü, müşahedeler, apaçık göstermektedir ki, “içtimaî temaslara” kapalı olan cemiyetler asla gelişemezler. Sosyologlar isbat etmişlerdir ki, “millî kültürlerin” oluşmasında tekâmül kadar, intişar da önemli rol oynamaktadır.Bu hususu, böylece belirttikten sonra, konumuzla ilgili olarak İslâm Dünyası’nın aşağı yukarı iki asırdan beri içine düştüğü buhrana işaret edebiliriz. Bilindiği gibi 17. Asrın sonlarına kadar, insanlık âlemine öncülük eden İslâm Dünyası, son asırlar içinde, önce duraklamış, sonra da gerileyerek, “emperyalizmin” boyunduruğuna girmiştir. Bu açıdan bakılınca, 19. Ve 20. Asırlar, Müslümanlar için, bir zillet, meskenet ve yenilgi dönemi olmuştur.Bilhassa batı’nın kültür ve medeniyeti, ilim ve teknolojisi karşısında ezik ve yenik düşen İslâm Dünyası’nın aydınları, bu acıklı durumdan kurtulmak için çeşitli çareler araştırırlarken, ortaya çeşitli alternatifler de koymuşlardır. Nitekim, bazıları, “Batı Dünyası’na karşı kayıtsız şartsız direnmeyi” tavsiye ederken, bazıları da redd-i miras ederek, “Kayıtsız ve şartsız Batı’lı olmamızı” istiyordu. Arada bir, “Doğu-Batı Sendezi” isteyenler de yok değildi.Fikir plânında durum bu iken, gerçekte ve fiilen batı, bütün müessese ve değerleri ile İslâm Dünyası’nı, her gün biraz daha pençesine alıyordu. Yalnız teknoloji ile değil, kitapları ile, yayınları ile, felsefe ve ideolojileri ile Batı, önüne geçilmez bir sel gibi, İslâm Dünyası’na akıyordu.Herkes, bilhassa halk görüyordu ki, İslâm kültür ve medeniyeti, büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Yani İslâm ülkeleri, sel felâketine maruz kalmış gibi idi. Müslümanların yurdu, tarihî zenginlikleri, kalın bir mil tabakası ile kaplanmış felâket sahası idi sanki.Bu gidişten “memnun olmayanları” yanında, “Batılılaşıyoruz, kalkınıyoruz, Doğu’lu olmaktan kurtuluyoruz!” tarzında çığlıklar atarak “memnuniyetini” izhar edenler de vardı. Bunlar, genellikle, “İslâm” kelimesinden dahi iğrenen, “devrimci” ve “ilerici” geçinen kişilerdir. Bunlar, son birkaç asırdan beri İslâm Dünyası’na hâkim olup “emperyalist güçler” tarafından korunurlar. Bunların kılına dokundunuz mu, bütün “Batı” ayağa kalkar. Bunların “istemezük dedikleri olmaz, “isterüz” dedikleri olur. Bunlara muhalif olan çevreleri kahretseniz, Batı, mutlu bir sessizliğe gömülür.Fakat, görünen odur ki, İslâm Dünyası, her şeyi apaçık görmeye ve oynanan oyunları, bütün dehşeti ile idrake başlamıştır. Şimdi, İslâm Dünyası’nda çok hummalı bir “uyanma” ve ideolojik kirlerden “arınma” başlamış bulunmaktadır. Şimdi, milyonlarca genç ve aydın Müslüman, tekrar ve yeni baştan “İslâm’ın berrak kaynaklarına” yönelmekte, her türlü “kirlenmeden” arınarak ayağa kalkmak istemektedir.
Yorum yazarak
topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Ordu hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorum Yazın