reklam reklam
reklam
reklam

Kadına Sopa Erkeğe Tasma Gerek (!) « Haber Ordu

21 Nisan 2021 - 22:23

Kadına Sopa Erkeğe Tasma Gerek (!)

Kadına Sopa Erkeğe Tasma Gerek (!)
Son Güncelleme :

02 Ocak 2021 - 21:18

324 kez okundu

Kız çocuğusun; sana kıyamayan, el üstünde tutan, ömrünü hayırla geçirmen için uğraşan, anneni Allah’ ın emaneti olarak gören bir babanın kız çocuğu…

Kız çocuğusun; doğduğunda kokusuyla gözlerini açtığın, her düştüğünde sana kol kanat geren, merhamet ve şefkatiyle içine çeken, kendi yediğinden çok senin yediğini, giydiğini düşünen, babana karşı hürmet ve saygı dolu bir annenin çocuğu…

Kız kardeşsin; annenin şefkatinin üstüne biraz daha, biraz daha senden aldığı duygularla güçlenen erkek kardeşinin her an yanında sırdaşı, yoldaşı olan…

Genç kızsın, yaşadığın hayatın tüm olumsuzluklarında seni sarıp sarmalayan, her ne olursa olsun seninle üzülen, gülen, seni Allah’ın lütfu olarak bilen ailenle birlikte…

Ve eşsin; zevcinin başına taç, yoluna yoldaş, sıkıntılarına ortak, huzur sebebisin.

Allah’ın donattığı o ulvi duyguları; merhameti, şefkati sende gördü yol arkadaşın. Zarifliğine, naifliğine, hayran oldu, istese de kendisinde olamayacağını bildiği için.

Her gün yüzüne baktığında gülüşlerin aydınlattı dünyasını mutlaka, sevdikçe sevdi seni. Çocuğuna mükemmel bir anne olduğunu her gün hatırlattı sana, zaten zül gelmeyen yavrun evine nur oldu belli ki.

Bir gün kırıldığında gönül tahtına oturana, gidip babana anlatmıştın da, “Bunda bir şey yok ki kızım, üzme eşini, evine dön” demişti de, döndüğünde ağlarken bulmuştun sevdiğini. Hatası olmamasına rağmen kırılmana neden olduğundan, üzgündü, parçalanmıştı yüreği. Özür dilemek için gözlerine baktı ve seni ne kadar sevdiğini söyledi de; gülmüştü yüzün, unutuvermiştin her şeyi…Hoş etti sendeki seni.

Biliyordu sevdiğinin kırılgan olduğunu, naifliğini, zarifliğini, duygusal oluşunu. Ve anlıyordu Yaradan’ın kadına verdiği o yumuşaklığı, hatta kıskançlığı deli gibi…

Fıtrat diyordu, Mevla farklı yarattı seni ve beni, birbirimizi tamamlamak için bir araya getirdi sevdiğimle bizi. Ben fiziksel olarak güçlüyüm, o duygularıyla heybetli. Aileme kol kanat gererim, o ise Allah’ın merhametinin cüzi bir parçasıyla cennet yapar evimi, hanemi, tıpkı Efendimiz’in (s.a.v) müjdelediği gibi… O ayaklara nasıl serilmesin bu yürek, nasıl hayran olunmasın diye düşünürken lal oluyordu dilleri…

Bir konu ile ilgili sen daha kalbi, o daha gerçekçi bakıyordu da, konuştuğunuzda eksikler tamamlanıyordu sanki. Duygudan arınmamış, gerçeklerden kopmamış bir karara varıyordunuz ki mutlu ediyordu bu ikinizi…

Eve erkeğin geldiğinde gösterdiğin hürmetin, heyecanın vardı, içini ışıl ışıl aydınlatıyordu adeta. Akşama kadar süren ayrılık, dualarınla geçiyordu mutlaka. Sende onun gücüne, sarıp sarmalamasına, sahip çıkmasına, yemek hazırlamadığında bile “Elhamdulillah” deyip gözlerine bakmasına hayran oldun değil mi? Bugün ben sana ikramda bulunmak istiyorum deyişine aktı gönlün belki de. Ekmek arası bir şeyler bile olsa doyarız, yeter ki beraber olsun dediğinde tutamadın kendini, süzüldü sevinç gözyaşların değil mi?

Kızın dünyaya geldiğinde, sırtında saatlerce taşıyan bir baba olduğunu, oyunlar oynadığını gördüğünde şaşkınlığını gizleyemedin değil mi? Rabbine her namazda her an şükrettin belki de…

Sana elinden geleni sunduğunda hamd ettin, olmadığında ise huzurluydu gönlün yine de… Olmayanı istediğinde döndün utandın kendinden sanki…

Çocuğun doğduğunda, sütün gelmese de, bunu Allahtan bilip, süt anne bulmak istedi eşin, yardımcı alabilecekse aldı, değilse “Subhanallah, Elhamdulillah, Allahuekber” diye zikret ki yorgunluğun geçsin dedi baban sana da kim bilir… Bir güne bir gün vurmadın yüzüne eşinin veremediklerini, gücü yetmediklerini… Teslim olmasını sevdin, varı senle, yoğu yine seninle paylaşmasını bildin, kabul ettin, yüreğine ektin…

Dünyadaki malının çokluğuna değil, imanına, ahlakına, edebine, hayasına vurulmuştun çünkü… O ahlakı gördüğün her gün daha da artıyordu kalbindeki mührü.

Söylediklerine, yaptıklarına, adımlarına güveniyordun, çünkü emindi; yalansız, riyasız emanete hürmetli ve titizdi. Sadıktı, gözünü harama çevirmeyecek kadar takva sahibiydi. İyi ki, iyi ki Mevla’m seni bana nasip etmiş diyerek geçiyordu hayatin tabii ki.

Bir hayalden bahsediyorum diye düşündünüz değil mi?

Ne bir hayal, ne bir rüya…

1460 yıl önce dünyaya teşrif eden Nur’un hayat hikayesi…

Örneğimiz, hedefimiz Resulullah’ın hayatının ta kendisi…

Eşlerinin üzerine titreyen, kız çocuklarını sırtında gezdiren, yeri geldiğinde bir hurmayla gün geçiren, hürmetinden, saygısından ve sevgisinden bir şey eksilmeyen ahlak abidesi…

Ne ahlakı idi onu bu denli mükemmel yapan?

“Allah Ahlakı” tabii ki…

Muhatabına tüm bedeniyle dönüp, gözlerinin içine bakarak sohbet eden bir iletişim ustası.

Kendisine müşriklerin bile mallarını emanet bıraktığı emin şahsiyet. Eşlerine, kızlarına değer sunan sevgililer sevgilisi…

Hz. Hatice Hira mağarasında inzivaya çekilen eşine yemek götürdüğünde, gönlü oradan ayrılmaya razı gelmediği için beklemiş, mağaranın dışında kalmıştı da, Cebrail (a.s) haber vermişti alemlerin nuruna “Ya Muhammed! Hatice nasıl bir kadın böyle” diye.

Efendimiz (s.a.v)’ di, kızına eşinin gönlünü almasını söyleyen. Hz. Osman’ dı, eşi Rukiye için gözyaşı döken, yanlış anlama olmasına rağmen özür dilemek için 40 cariye azat eden.

Hz. Fatıma validemizdi, babasına ev islerinden yorulduğunu söylediğinde, çekeceği tesbihatı Efendimiz’ den (s.a.v) öğrenen. Hz. Ali’ nin yapamadıklarından dolayı ona yüklenmemesini öğütleyen.

Hz. Hatice’ydi malı, mülkü, gücü, serveti olmasına rağmen, eşine bir gün bile bunu dillendirmeyen, her şeyi eşiyle pay eden, teslim eden. Kendi dört çocuğuyla birlikte, Resulullah’ın evlatlığı Zeyd’ e de kol kanat geren. Kendisinden olan çocuklarıyla beraber evini aile eden, yuva eden.Peygamberliğini ilan ettiğinde, sorgusuzca eşine iman eden.

Ve gözümüzün nuruydu; Veda Hutbesinde ” kadını erkeğe emanet” eden. Kendi emanetlerine sahip çıktığı gibi sahip çıkıp, sevgisini, saygısını göstermesini öğüt veren.

Ya Batı Uygarlığı?

Eşlerin bir buzdolabında bile ayrı raflara sahip olduğu, çamaşırlarını ayrı ayrı yıkadığı, yaşlısına, çocuğuna himayesi olmayan, yalnızlıklar diyarı…

Madden sahip, ruhen boşluklar dünyası… Sadece “ben” diyen “biz” olamamış gönül tarumarı…

Evini huzur sofrası değil, vakit geçirme alanı gören zihniyet meydanı…

Eşini kendinden gayrı bilip, gönül sevdası değil, beden sevdasına tutulmuş zillet tufanı…

Maksat “Huzur”azizim…

Kadınla erkeği “tevhid”eden bilinçten, kadınla erkeği birbirine rakip eden kültüre tabii olmayı istemenin hüznü var bugün yüreğimizde…

Huzur; yüce Yaradan’ın bahşettiği fıtrat üzere olmasından geçer ki öyle buyurmuş Mevla’m…

Kadın; Hz. Hatice, Hz. Fatıma, Hz. Rukiye,

Erkek; Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Osman, Hz. Ali gibi olduğunda açar güller pek tamam…

Batı dünyasının uzattığı çorba karın doyurmaz, verdiği hırka ısıtmaz.

Senin toprağında en sevgilinin ayak izleri, eşlerinin, kızlarının, damatlarının, ehli beytinin gölgesi var.

Birleştir izini, gölgeni…

Birleştir de bul kendini, benliğini…

Tevhid ol, huzura talip ol…

Yaradan’ı bil, fıtratını bil, KUL ol…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam