escort

reklam reklam reklam
reklam
reklam

RIZKI HARAMDA ARAMAYA GEREK YOK, NASİPSE O SENİ BULUR! « Haber Ordu

28 Ekim 2021 - 04:52

RIZKI HARAMDA ARAMAYA GEREK YOK, NASİPSE O SENİ BULUR!

RIZKI HARAMDA ARAMAYA GEREK YOK, NASİPSE O SENİ BULUR!
Son Güncelleme :

30 Kasım 2020 - 11:37

192 kez okundu

Gencin birisi Kâbe’de hep, “Ey doğruların yardımcısı olan Allahım, ey
haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim” diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep aynı
duayı  yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der.

O da anlatır: 7- 8 sene  önce yine Kâbe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın  vardı. İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın) diyordu.  Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram  olur dedim.

Bu sırada birisi, “şöyle bir torba bulan var mı?” diye  bağırıyordu. Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum.  Torbayı tarif etti ve içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı  diyerek verdim. Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.

Pazara  gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek
satıyorlardı. Gencin temizliği  dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, bu köle
için ne istiyorsunuz dedim. 30  altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını
verip genci satın aldım. Bir iki  yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli
idi. Onu aldığıma çok memnun  olmuştum.

Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana  dedi ki, -Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları.  Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın,  onlara 30 bin altından aşağıya satma) dedi. O kişiler yanıma geldi, bu esiri  bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler.
Altınları verip, genci alıp gittiler.

Ben o 30 bin altınla işyerleri açtım, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum.

Bir gün bana arkadaşlar, “çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim” dediler. Ben de “olur” dedim.
Nikâh kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “bu nedir” dedim. “İçinde 970 altın var, babam Kâbe’de bunu kaybetmiş, bulan gence 30 unu vermiş.
Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi”.

Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, şimdi helâl yoldan yine bana geldi.

Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce
Rabbime hamd ederim. Acı da olsa, doğruları söyleyiniz. ( hadis-i şerif )

Takdirden ötesi yok…Nasipten ötesi yok…

Şimdi bu hikâyeciği okuduktan sonra, şöyle bir düşünelim ve etrafımıza bir bakalım, günümüz insanlarının yüzde kaçı böyle bir kese altın bulup da gidip sahibine iade eder. İşte asıl olan gençlerimizin bu şuur ve duygularla yetiştirilme meselesidir.

Bizler ne yapıyoruz? Gençlerimizi kendi ellerimizle karanlığın içine itiyoruz. Gönüllü olarak Millî ve manevî değerlerden yoksun bir gençliğin yetişmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Kendi imkânları ile Millî ve manevî  değerlerimize,  örf, adet ve geleneklerimize bağlı olarak yetişen gençlerimizi de toplumun dışına itmeye çalışıyoruz. İnançlı ve imanlı olarak yetişen insanlarımızın varlığından rahatsızlık duyuyoruz.

Dindar insanlarımızı dışlıyor, aşağılıyor, hor ve hakir görüyoruz. Bu  insanlarımızı hayatları boyu potansiyel suçlu gibi görüyor, devletin devamlı denetim ve takibi altında tutuyor, fişliyor ve devlet kurum ve kuruluşlarında bunlara görev vermemeye, tesadüfen verilenleri de terfi ettirmemeye, hele yönetici konumuna gelmelerini ne pahasına olursa olsun engellemeye çalışıyoruz.

Bütün bu baskı ve dayatmalara rağmen inançlı insanlarımız devletine karşı küsmüyor. Çünkü bu yapılanların bazı yetkili ve etkili kişilerin şahıslarından kaynaklandığını idrak ediyorlar. Takdirin Allah’ımızın yetkisinde olduğu şuuruyla, neticeyi sabır, sebat ve tevekkülle bekliyorlar.

RIZKI HARAMDA ARAMAYA GEREK YOK, NASİPSE O SENİ BULUR!

Gencin birisi Kâbe’de hep, “Ey doğruların yardımcısı olan Allahım, ey
haramdan sakınanların yardımcısı olan Allahım, sana hamdü sena ederim” diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi, (Neden hep aynı
duayı  yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der.

O da anlatır: 7- 8 sene  önce yine Kâbe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın  vardı. İçimden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın) diyordu.  Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram  olur dedim.

Bu sırada birisi, “şöyle bir torba bulan var mı?” diye  bağırıyordu. Çağırdım onu, nasıl bir torbaydı, içinde ne vardı diye sordum.  Torbayı tarif etti ve içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı  diyerek verdim. Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.

Pazara  gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek
satıyorlardı. Gencin temizliği  dikkatimi çekti. Yanlarına gittim, bu köle
için ne istiyorsunuz dedim. 30  altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını
verip genci satın aldım. Bir iki  yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli
idi. Onu aldığıma çok memnun  olmuştum.

Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana  dedi ki, -Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları.  Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın,  onlara 30 bin altından aşağıya satma) dedi. O kişiler yanıma geldi, bu esiri  bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler.
Altınları verip, genci alıp gittiler.

Ben o 30 bin altınla işyerleri açtım, ticaret yaptım, daha çok zengin oldum.

Bir gün bana arkadaşlar, “çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim” dediler. Ben de “olur” dedim.
Nikâh kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, “bu nedir” dedim. “İçinde 970 altın var, babam Kâbe’de bunu kaybetmiş, bulan gence 30 unu vermiş.
Kalanını da bana hediye etti, çeyizine koyarsın dedi”.

Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, şimdi helâl yoldan yine bana geldi.

Bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce
Rabbime hamd ederim. Acı da olsa, doğruları söyleyiniz. ( hadis-i şerif )

Takdirden ötesi yok…Nasipten ötesi yok…

Şimdi bu hikâyeciği okuduktan sonra, şöyle bir düşünelim ve etrafımıza bir bakalım, günümüz insanlarının yüzde kaçı böyle bir kese altın bulup da gidip sahibine iade eder. İşte asıl olan gençlerimizin bu şuur ve duygularla yetiştirilme meselesidir.

Bizler ne yapıyoruz? Gençlerimizi kendi ellerimizle karanlığın içine itiyoruz. Gönüllü olarak Millî ve manevî değerlerden yoksun bir gençliğin yetişmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Kendi imkânları ile Millî ve manevî  değerlerimize,  örf, adet ve geleneklerimize bağlı olarak yetişen gençlerimizi de toplumun dışına itmeye çalışıyoruz. İnançlı ve imanlı olarak yetişen insanlarımızın varlığından rahatsızlık duyuyoruz.

Dindar insanlarımızı dışlıyor, aşağılıyor, hor ve hakir görüyoruz. Bu  insanlarımızı hayatları boyu potansiyel suçlu gibi görüyor, devletin devamlı denetim ve takibi altında tutuyor, fişliyor ve devlet kurum ve kuruluşlarında bunlara görev vermemeye, tesadüfen verilenleri de terfi ettirmemeye, hele yönetici konumuna gelmelerini ne pahasına olursa olsun engellemeye çalışıyoruz.

Bütün bu baskı ve dayatmalara rağmen inançlı insanlarımız devletine karşı küsmüyor. Çünkü bu yapılanların bazı yetkili ve etkili kişilerin şahıslarından kaynaklandığını idrak ediyorlar. Takdirin Allah’ımızın yetkisinde olduğu şuuruyla, neticeyi sabır, sebat ve tevekkülle bekliyorlar.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.