reklam reklam
reklam
reklam

Saygıyla birlikte özgürlük… « Haber Ordu

20 Nisan 2021 - 16:13
Mahmut GÖL

Haber Ordu Köşe Yazarı...

Mahmut GÖL

Saygıyla birlikte özgürlük…

Saygıyla birlikte özgürlük…
Son Güncelleme :

31 Ocak 2021 - 13:50

368 kez okundu

Saygıyla birlikte özgürlük…

Dünyada herkesin önem verdiği ve yaşatılmasını istediği bir değerdir özgürlük. Fıtratın gereği olarak insanlığın önemsemesi de çok doğaldır.

Ancak, her şeyin bir sınırı olması da kaçınılmaz bir gerçektir. Bu durumda, özgürlüğün sınırı nedir, kim belirleyecek soruları akla geliyor.

Dünyada, özgürlüğün temelini oluşturan insan hakları kavramının dile getirilmesi, ya da bir güvenceye bağlanması çok eski değildir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 tarihli Kararıyla ilan edilmiştir. Birinci maddesinde, bütün insanların özgür olduğu vurgusu yapılır. Yani, insan hak ve özgürlüklerini düzenleyen ilk yazılı metin 1948 tarihli bu metindir. Bildiğim kadarıyla, öncesinde bu minvalde bütün insanları bağlayan, “İnsanlar” tarafından kaleme alınmış bir metin yoktur.

Kur’an-ı Kerim’de bir ayet vardır, her şeyin yaratıcısı Yüce Allah buyurur ki:
“Bütün olarak Din’e yönel! İnsanların fıtratı olan dine…” (Rûm,30)
Allah’ın gönderdiği din ile insanın yapısının uyumlu olduğu, çevreyle temasa geçmemiş insanın o temiz halinin İslam diniyle özdeş olduğunu ifade ediyor.

Özgür düşünce de insan fıtratının gereği olduğunu yine Kur’an’da bir çok ayette görebiliyoruz. İnsan için göz, kulak, el ve ayak ne ise, özgür düşünce de öyle değerlidir. Özgürlüğü yasaklamak; görmeyi, işitmeyi, yürümeyi, dokunmayı yasaklamak gibi bir şeydir.

Buyurun, insanlığın elli yıl önce keşfettiği ve güvence altına aldığı özgür düşünceyle ilgi 1400 küsür yıl önce Kur’an’ın ve Hz. Muhammed’in hayata sokmaya çalıştığı ilkeler;

“Dinde zorlama yoktur.” (Bakara,256)
“Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kafirûn,6)

Hz. Muhammed (as), Medine şehrinde kurulan ilk devletin ilk Başkanı olarak, yahudi, hristiyan ve müşriklerle imzaladığı ve “Medine Sözleşmesi” olarak bilinen metne bakıldığında, kendisi gibi düşünmeyen bütün inanç sahiplerinin, başta inançları olmak üzere mal ve can güvenliklerini koruma altına aldığı, sözleşmeye bağlı kalanlarla beraber Medine’de barış içerisinde yaşamayı tesis ettiğini görüyoruz.

Demem o ki, dinimiz İslam, rehberimiz Kur’an ve önderimiz Hz. Muhammed (as), insan fıtratının vazgeçilmezi olan özgür düşünceye her zaman saygı duymuş, zorlama ve baskıya karşı çıkmıştır. Zaten, imanın yeri kalptir, kalbe inmeyen Allah inancının geçerliliği de yoktur. Dolayısıyla, zorla ve baskıyla müslümanlık Kur’an öğretisine terstir.

Peki bu özgürlüğün sınırı nedir? İnsanı yaratan ve ona düşünme kabiliyetini veren Allah, elbette ki özgürlüğün bir sınırı olduğunu da söylemiştir;

Kur’an şöyle ifade eder;
“Allah’tan başkasına tapanlara ve taptıklarına sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah’a söverler.”(Enam,108)

Görüldüğü üzere özgürlüğün sınırı saygıdır. Senin gibi düşünmeyenlere ve onların kutsallarına hakaret etmek özgürlük olamaz.

Tarih boyunca biz kimsenin inancına sövmedik, mabedlerine hakaret etmedik, yıkmadık. Hz. Muhammed (as)’ın aşıladığı insan sevgisini yaşatmayı bütün dünyaya gösterdik. Bu durum müslümanlar açısından sevindiricidir. Ancak son zamanlarda kendi evlatlarımızın kendi kutsallarımıza karşı sergiledikleri hakaretlere de üzülüyoruz. Onlar, özgürlüğü öğrenememişler, daha 1400 yıl öncesinde yaşıyorlar. Esas üzücü olanı ise, özgür düşünceyi dillerinden düşürmeyip, başkalarının özgürlüğüne saygı duymayı öğrenememiş olmalarıdır.

Saygısız özgürlük, özgürlük değildir.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam