reklam reklam reklam
reklam
reklam

Şehitler ölmez, vatan bölünmez!… « Haber Ordu

7 Mayıs 2021 - 19:16

Şehitler ölmez, vatan bölünmez!…

Şehitler ölmez, vatan bölünmez!…
Son Güncelleme :

17 Mart 2021 - 14:57

71 kez okundu

Tarih geleceğin aynasıdır derler. Ve yine tarihini unutan milletler geleceğe umutla bakamaz derler. Türk milleti olarak bizim de geçmişimizde, gelecek nesillerimize unutturulmamak üzere aktaracak çok sayıda acılı ve güzel anılarımız bulunmaktadır. İşte aşağıda anlatacak olduğumuz Çanakkale savaşı günlerinde cefakâr bir Türk kadını ve anası tarafından yaşanmış gerçek bir olayı hep beraber okuyalım ve böyle tarihi olayların unutulmadan nesilden nesile aktarılmasını sağlamak bakımından bu gibi hikâyelerin herkes tarafından da okunmasını sağlayalım.

Değil miydi ki şehitler ölmezlerdi, Rab katında diriydiler.

Baban gelirse, beni çağır oğul!..

Kızılca kıyametin koptuğu günlerdi. Adına “Çanakkale” denen destanı yazacak koç yiğitler, dilde Allahu Ekber, niyetlerde zafer ile düşmüşlerdi cephe yollarına.

Vatan ki, emanetti anadan babadan; vatan ki korunmalıydı hain düşmandan.

Düşmana ‘illallah’ dedirtecek er oğlu erlerden biriydi Ali. Anasının en büyük arzusu oğlunun hâfızlığını görebilmekti. Ali, gayretlerinin semeresini almış, hâfız olmuştu; anasının yüreciği  sevinçle dolmuştu.

Ağzı dualı Ali’nin anası; ‘Bir de oğlumun mürüvvetini görsem!’ diye
geçirdi içinden. Âh bir görebilsem!

Köyün, güzel olduğu kadar terbiyeli, hanım hanımcık kızı Adeviye’yi
Ali’ye istediler. Adı gibi iyilikseverdi Adeviye. Çok geçmeden düşman ateşinin gölgesinde sâde bir düğünle evlendiler.

Adeviye, Ali’yi kendi elleriyle hazırladı cepheye. ‘Git Ali’m!’ dedi
Adeviye. Vatan için, doğacak evlâdımız için git, dedi.. Gitmek lâzımdı. Neylersin ki evde oturma zamanı değildi. Vazife kurşun kadar ağırdı. Vatan söz konusu olunca geçilirdi serden.

Ali, acısını içinin en girift yerine gömüp “Yine geleceğim.”dedi.
Silâhıyla, silâh yoksa süngüsüyle, o da yoksa bedeniyle siper olacaktı
ya düşman ateşine. Düşmanı savacak ve dönecekti evine.

Ali gitmişti bir kış soğuğunda. Cepheden şehitlerin haberi tez ulaşıyordu köye. ‘Ali’mden bir haber var mı?’ diyordu Adeviye kalbi yerinden fırlarcasına.
Bir haber yoktu Ali’den. Sağ mıydı, yaralı mıydı, adı sanı bilinmez
bir yerde şehitlerin arasına mı karışmıştı, bilen yoktu.

Adeviye günlerce, mevsimlerce bekledi, bekledi. Giden gelmiyordu, acep
nedendi?

Günler yokluk, kıtlık ve sıkıntıyla geçiyordu. Asker Ali’den iyi  veya kötü, bir haber gelmiyordu. Adeviye’nin tesellisi minik yavrusu Cevdet’i olmuştu.

Çalan her kapı, duyulan her ayak sesi, Adeviye’nin yüreğini hoplatıyordu.
Ya gelen Ali ise! Rüyalarında her dâim Ali’yi görüyor, asker kıyafetiyle karşısında  mütebessim çehreyle duran Ali’nin yaralarını pansuman ediyordu.
Rüyalara sık sık gelen Ali, kendi evine gelmiyordu bir türlü.

Babasının bir fotoğrafını görmeden büyüyen Cevdet, yürümeye başlamıştı.
Cevdet, Çanakkale’yi anlatan ninnilerle büyümüş; masal yerine, destanlar dinlemişti anasından.

Ülke düşmandan temizleneli yıllar olmuştu. Ali’nin âkıbetinden haber
yoktu. Kolunu, bacağını, bedeninden bir parçasını Çanakkale’de bırakan erler
de dönmüştü köylerine. ,

Köylü; ‘Kocan şehit olmuştur, bekleme artık Ali’yi.’ diyemedi. Yaslı anacığına acısını unutturmaya çalışan Cevdet büyümüş, iş güç  sahibi olmuştu.

Adeviye ne vakit bir yere gidecek olsa, ‘Baban gelirse, çağır beni
oğul!’ derdi. Komşulara gitse, mevlide, akrabalara gitse, hep aynı sözü söylüyordu oğluna: ‘Baban gelirse, çağır beni oğul!’

Günler yerinde durmadı. Zaman çark misali döndü. Alınlarda çizgiler
derinleşti, saçlara beyazlıklar aktı.

Adeviye, Ali’nin geleceği ümidiyle yaşadı durdu. Her sözünün sonunda Cevdet’e, ‘Baban gelirse…’ diyordu. Adeviye, güçten takatten kesilmişti. Geri dönülmez hastalığın   pençesine düşmüştü. İyice ağırlaşmıştı artık.

Son demlerinde oğlu Cevdet’i yanına çağırdı, yavaşça: ‘Oğlum!’ dedi. “Bana iyi baktınız. Hakkınızı helâl edin. Baban bir gün gelirse ona; ‘Annem seni hep bekledi.’ de.”

Cevdet’in ve oradakilerin gözlerinden sicim sicim yaşlar boşalırken
Adeviye beklenmedik bir şekilde irkilerek doğruldu, kapıya doğru
gülümseyerek “Hoş geldin Ali, hoş geldin!” diyerek ruhunu teslim etti.

Değil miydi ki şehitler ölmezlerdi, Rab katında diriydiler. Bu hikâyedeki hâdise ve şahıslar tamamen gerçektir.

avast premier ürün anahtarı satın al

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam